Ana Sayfa / SAĞLIK / DR.ALİ AYDIN MAKALELERİ / UYKU VE UYKUSUZLUK “UZM. DR. ALİ AYDIN”

UYKU VE UYKUSUZLUK “UZM. DR. ALİ AYDIN”

uykusuzluk5

UYKU VE UYKUSUZLUK “UZM. DR. ALİ AYDIN”

Hayatın yaklaşık üçte birlik dilimini uykuda geçer. Uyku sırasında salgılanan büyüme hormonu çocukların gelişmesinde önemli bir rol oynar.

***Gece boyunca normal bir insan, uykusunda genellikle iradesi dışında ve bir rahmet eseri olarak 10-15 defa hareket eder ve pozisyon değiştirir. Burada akla, Kur’an-ı Kerim’in Kehf Sûresi’nde, Ashab-ı Kehf’in mağaradaki uyku hâlleri anlatılırken, “…Yanları ezilmesin diye Biz onları gâh sağa, gâh sola çevirirdik…” (Kehf/18) buyrulması gelebilir. Âyet-i kerimede sırtüstü veya yüzüstü ifadelerinin geçmemesi, dikkat çekicidir. Peygamber efendimiz(S.A.S)’in sünnetlerinden biride kişinin sağ tarafı üzerine yatması gerektiğidir.

Fizyolojik Tanımlar

Uyku, organizmanın çevreyle iletişiminin, değişik şiddette uyaranlarla geri döndürülebilir biçimde, geçici, kısmi ve periyodik olarak kaybolması durumu olarak tanımlanmaktadır. Uyku organizmaların dinlenmesini sağlayan bir hareketsizlik hali olmasının yanında tüm vücudu yaşama yeniden hazırlayan bir yenilenme dönemidir. Biyolojik saatin bir gereği olarak, düzenli bir şekilde günlük yaşamın bir parçasını oluşturan uyku, vücutta tam bir onarım işlemi gerçekleştirmektedir. Yapılan çalışmalarda derin uykuda, vücutta protein sentezinin, hücre mitozunun (bölünmesinin) ve büyüme hormonun salgılanmasının arttığı, buna karşılık adrenalin ve kortikosteroidler gibi katabolik hormonların salgısının azaldığı gösterilmiştir. Düzenli uyku vücudun performansını arttırırken, kronik uykusuzluk işgücünü azaltmakta ve mental(zihinsel) yetenekleri kısıtlamaktadır.

 uykusuzluk3Horlama, uyku sırasında üst hava yolunun titreşmesi sonucu oluşan solunum sesidir. Horlamanın, sistemik arteryal hipertansiyon(tansiyon yüksekliği), koroner arter hastalıkları, uyku bozuklukları ve buna benzer pek çok farklı hastalığın gelişiminde bir risk faktörü olduğu saptanmıştır. Yumuşak damağın sarkık ve kalın olması, küçük dilin uzaması, büyümüş bademcikler, büyük dil kökü ve geniz eti varlığı hava yolunu daraltabilir. Ayrıca kilo fazlalığı olması, boğaz çevresinde biriken yağ dokusu nedeni ile havanın geçtiği alanların daralmasına yol açar. Sinüzit, burun bölgesinde eğiklik (septum deviasyonu) ve burun etlerinin (konka) büyümesi gibi burunda havanın geçeceği alanları daraltan sorunlar da horlamanın sık görülen nedenleri arasındadır. Horlama ile birlikte bazı kişilerde uykuda solunum duraklamaları görülür. Bu ciddi durum, boğazdaki gevşek dokuların uykuda hava yolunu kapatıp solunuma engel olması sonucunda ortaya çıkar. Uyku esnasında solunumun en az 10 saniye süreyle durması uyku apnesi olarak tanımlanmaktadır. Solunum durması ile vücutta azalan oksijen ve artan karbondioksit kişiyi uyanmaya zorlar ve genellikle yüksek sesli bir horlama ile hava yolu zorla açılmaya çalışır. Bu sırada uykuda yüzeyselleşir.

Obstrüktif uyku apnesi ise solunum çabası sürerken ağız ve burunda hava akımının olmamasıdır. Bu durumda hastanın özellikle üst solunum yollarında bir obstrüksiyon olduğu düşünülür. Tıkanmayla başetmek için göğüs ve karın bölgesinde yoğun aktivite dikkati çekmektedir. Uyku apnesi hastalığı olan kişilerde bu solunum durması ataklarının sayısı saatte 5 ile 30 arasında değişebilir. Hasta apneli dönemin ardından gürültülü bir şekilde nefes alarak ve çırpınmaya benzer bir beden hareketi ile tekrar nefes almaya ve horlamaya başlar. Bir süre sonra yeniden apne dönemi olur. Hasta genellikle apne döneminin sonunda uyanır, ancak bunun farkına varmaz. Apneye neden olan tıkanmanın nereden kaynaklandığını tespit etmeye yönelik olarak yapılan çalışmalar devam etmektedir. Son yıllarda, horlama ile obstrüktif uyku apnesi sendromu (OSAS) arasındaki ilişkiyi belirlemeye yönelik olarak pek çok çalışma yapılmıştır. Bu yüzden, horlama seslerinin analizi, obstrüktif uyku apnesi veya üst solunum yolları direnci sendromu gibi diğer patolojilerle ilişkili olan solunum bozukluklarının belirlenmesinde etkin bir yöntemdir. Bu amaca yönelik olarak polisomnografi altında, horlama seslerinin şiddeti belirlenmekte ve horlama sinyallarinin spektral özelliklerinin ve şekillerinin analizi yapılmaktadır.

UYKU EVRELERİ

Yaşamımızın üçte birini geçirdiğimiz uyku konusunda ilk ışık 1929 yılında Berger’in ilk EEG(ELETROENSEFALOGRAFİ) kaydı ile ortaya çıkmıştır. Uykuda EEG aktivitesi ile ilgili ilk tanımlamalar ise 1937 yılında Loomis ve arkadaşları tarafından yapılmıştır. Bu araştırmacılar uykunun 5 dönemini tanımlamakla birlikte REM dönemini ayıramamışlardır. 1957 yılında Dement ve Kleitman REM uykusunu tanımlamışlar ve uyku evrelerinin geceleri siklik periyotlar halinde birbirini izlediğini göstermişlerdir. Uyku evrelenmesi halen bu prensipler esas alınarak yapılmakta olup, bugüne kadar önemli bir değişiklik yapılmamıştır. Buna göre uyku iki ana bölüm ve 5 evreden oluşmuştur. NREM (Non-REM) bölümü 4 evreden oluşur. 1. ve 2. evrelere yüzeysel uyku, 3. ve 4. evrelere ise derin uyku denmektedir. Bu 4 evre sırası ile gece uykusunun %5,  %40, % 25, % 20’ sini oluşturmaktadır. Ancak uyku evrelerinin dağılımı yaşla değişiklik gösterir. Uykunun yarısını oluşturan NREM- evre 1 ve 2’ nin işlevleri halen bilinmemektedir. NREM- evre 3 ve 4 uykusu (derin uyku) ise fiziksel dinlenmeyi sağlar. Çocuklarda büyüme hormonu özellikle derin uyku döneminde salınır. Erişkinlerde ise hücre yenilenmesini ve organizmanın onarımını hızlandırır. NREM evre 3-4’de kişiyi uyandırmak zordur. Uyku sırasında vücut ısısında düşme özellikle NREM uykusunda oluşur. Bu dönemde kalp hızı, solunum sayısı azalır ve düzenli hale gelir. REM uykusu gece uykusunun % 20’ sini oluşturur. REM uykusunun en önemli görevi  sinir hücrelerinin zar bütünlüğünü sağlamasıdır. Türe has özelliklerin öğrenilmesini sağlayan genetik hafızanın programlanmasında rol oynar. Bu dönemden yoksun bırakılanlarda psikiyatrik bozuklukların daha sık görülmesi nedeni ile ruhsal dinlenmemizi sağlayan bir dönem olduğu sanılmaktadır. Ancak bunun aksini savunan görüşlerde vardır. Bu dönemde kişinin uyandırılması kolaydır. Rüyalar en çok REM döneminde görülür ve kişi uyandırıldığında rüyasını en ince detayına kadar anlatabilir. Otonom sinir sisteminin aktive olması nedeni ile REM döneminde kalp hızı, solunum sayısı, kan basıncı artar ve düzensizleşir. Özetle, NREM evre-3,4 (derin uyku) fiziksel dinlenme, büyüme ve hücre onarımında, REM uykusu ise ruhsal dinlenme, hafıza ve öğrenme sürecinde rol oynamaktadır.

UYUMADAN YAŞANILABİLİR Mİ?
Uyku, insanın hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan yeme, içme ve nefes alıp-verme gibi temel ihtiyaçlardan biridir. İnsanın uykusuzluğa ne kadar dayanabileceği konusunda araştırmalar yapılmış, ortalama insanlar için bu sürenin genellikle 3–4 gün olduğu tespit edilmiştir. Bu süre sonunda kişilerde dalgınlık, sinirlilik, zamanı bilememe, hayal görme, kekeleme, konuşulanları anlayamama, ellerde titreme, vücutta yanma, ağrı ve görme bozuklukları gibi sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu denemelerin en uzun sürelisi, Amerikalı bir üniversite öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. 11 günlük uykusuzluğun sonunda öğrenci psikoza benzer bir klinik tabloya girerken deney sonlandırılmıştır.

***Psikoz, düşünce ve duyunun ağır oranda bozulduğu zihin durumunu tanımlamakta kullanılan genel bir psikiyatri terimidir.

KAÇ SAAT UYUMAMIZ GEREKİRuykusuzluk
Uyku üzerindeki çeşitli araştırmalar, sağlıklı ve dengeli bir hayat için ihtiyaç duyulan uyku süresinin, kişinin genetik faktörlerine de bağlı olarak ortalama bir insan için 4-10 saat arasında değiştiğini, yetişkinler için günde ortalama 6-8 saat olması gerektiğini ortaya koymuştur. Diğer taraftan, gerçekten sekiz saat uyumak zorunda olmadığımızı, günde sadece altı, beş, hatta dört saat uykunun bile yeterli olabileceğini gösteren çalışmalar da vardır.

***Örneğin çıraklık, kalfalık ve ustalık eserleri olan Mimar Sinan geceleri sadece 3 saat uyurmuş.

AZ VEYA ÇOK UYUMAK SAKINCALI MIDIR?
İhtiyaç duyduğu süreden az veya çok uyuyan kimseler, ölçülü uyuyanlara göre daha fazla sağlık problemleriyle karşılaşmaya eğilimlidirler. Bu konuda yapılan bir çalışmada, 71.000 kadın, 10 yıl boyunca izlenmiş ve iki durum edilmiştir. Bunlardan biri, uzun süren uykusuzluğun kalp hastalığı riskini artırması, diğeri ise, çok uyuyanların da, tıpkı yetersiz uyuyanlar gibi, daha fazla sağlık problemleriyle karşı karşıya kalması olmuştur. Uyku düşkünlüğü şişmanlık, şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kas kitlesinde azalma, bağışıklık sistemi fonksiyonunda azalma ve depresyon gibi rahatsızlıklara da yol açabilmektedir.

UYKU DİNLENDİRİR Mİ?

Kendi tecrübelerimizden ve çevremizdekilerden de görürüz ki, uyku süresiyle dinlenme arasında her zaman doğru bir orantı yoktur. Az uyuyan bir kişinin, çok daha fazla uyuyana göre kendini daha dinlenmiş hissetmesinin sebepleri arasında, dinlendirici ve yeterli uyumasının önemli rolü vardır.

SAĞLIKLI VE KALİTELİ  BİR UYKU İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ
Kişinin günlük hayatında ve uyku öncesinde dikkat etmesi gereken bazı hususlar vardır:

– Akşam saatlerinde yatmadan en az iki saat önce hafif şeyler yenmelidir. Ağır yemekler bilhassa horlama ve solunum rahatsızlığı olanlar için daha büyük riskler taşımaktadır. Ayrıca, çay, kahve, kola gibi uyarıcı tesire sahip içecekler, uykuyu geciktirmektedir.

– Uyku ortamının rahatlığı önemlidir. Kaliteli bir uyku için ideal ortam; genellikle hafif ışıklı, gürültüsüz, çok soğuk veya çok sıcak olmayan bir oda ile, çok sert veya çok yumuşak olmayan bir yataktır.
– Düzenli bir uyku alışkanlığına sahip olunmalıdır. Kaliteli bir uykunun şartlarından biri, her gün olabildiğince aynı saatlerde uyumak ve uyanmaktır. Özellikle, hafta içinde düzenli bir uyku programına sahip olup, hafta sonlarında bu programın bozulması da, kaliteli uykuya engel teşkil eden faktörlerdendir.

-Sağ veya sol taraf üzerine yatılmalıdır. Uykuya dalma veya uyuma esnasında, yüzüstü veya yüzükoyun yatılması bazı rahatsızlıkları da beraberinde getirmektedir. Bazı hastalarda horlama ve solunum durması, sadece sırtüstü yatarken ortaya çıkmaktadır. Kişi için en uygun uyuma pozisyonu, sağ veya sol taraf üzerine yatılmasıdır.
İDEAL UYKU NEDİR?

İdeal uyku saatlerinin hangileri olduğunu belirleyebilmek için, günün değişik zaman dilimlerinde ve uyku esnasında, insan bedeninde gelişen olayların iyi bilinmesi gerekir. Burada akla ilk olarak, insan beynine yerleştirilmiş olan hipofiz bezi gelmektedir. Beynin orta alt kısmına yerleştirilmiş olan bu bezin salgılamakla görevli olduğu hormonlardan biri de, melatonindir. Bu hormon vesilesiyle, uyku kolaylaştırılmakta ve uyku-uyanıklık döngüsü ayarlanmaktadır. Melatonin salgılanması, karanlığın tesiriyle akşam saatlerinde başlamakta ve zirveye çıktığı gece 02.00–03.00 saatlerine kadar da artarak devam etmektedir. Yani insanın bedenine fıtrî olarak, akşam saatlerinde uyumayı kolaylaştıracak bir sistem yerleştirilmiştir. Diğer taraftan, aşırı sun’î ışığa maruz kalma, gece yarısı televizyon seyretme ve elektromanyetik alanlar gibi dış tesirler, melatonin üretimini azaltmakta ve bu sistemin işleyişine zarar vermektedir.

Insomnia and sleeping problems concept as a human eye ball with red veins in a bed with a pillow as a symbol of the health risks of nighttime sleepnessness disorder.

Yapılan araştırmalar neticesinde, uykunun, metabolizmamızı ve dolaylı olarak enerji seviyemizi kontrol etmemize yardımcı olan TSH hormonunu salınımının düzenlenmesinde rol oynadığı ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı, günümüzde Avrupa ülkelerinde, % 25-35 oranında düşük TSH seviyesine sahip kişilere, gecenin bir bölümünde uyanık kalmaları tavsiye edilmektedir. Bu yaklaşım, Peygamber Efendimiz’in (S.A.S) uyku alışkanlığını hatıra getirmektedir. Peygamberimiz (S.A.S), günümüzde birçok insanın uyuduğu saatten daha erken bir saate karşılık gelen yatsı vaktinde ibadetini yerine getirdikten sonra bir müddet istirahat eder, daha sonra da kalkıp gecenin bir bölümünü ibadetle geçirirdi. Efendimiz’in (S.A.S) uyguladığı bu uyku sistemi ise, kaynağını Kur’an-ı Kerim’den almaktadır. Kur’an’da Allah (cc) Efendimiz’e (S.A.S) hitaben şöyle buyurmaktadır:

“Ey örtüsüne bürünen Resulüm! Geceleyin kalk da, az bir kısmı hariç geceyi ibadetle geçir. Duruma göre gecenin yarısında veya bundan biraz daha azında veya fazlasında ibadet etmen de yeterlidir. Kur’an’ı düşünerek oku. Biz sana pek ağır bir söz vahyedeceğiz. Muhakkak ki geceleyin kalkıp ibadet etmek daha tesirlidir ve Kur’an okuyuşu bakımından daha düzgün, daha sağlam bir tilavet sağlar. Halbuki gündüz seni meşgul edecek yığınla iş vardır.” (Müzzemmil, 1-7) 

Gündüz uykusu hakkında önemli tespitler de vardır. Gündüz uykusu için en uygun zaman, öğle saatleridir. Daha ziyade derin ve yavaş uyku döneminden oluşan yarım saatlik bir öğle uykusu, gece uykusunun iki saatine eşittir. Bu vesileyle gece daha az uykuya ihtiyaç hissedilecektir. Ayrıca günün diğer saatlerine göre nispeten daha verimsiz olduğu bilinen ve uykuya daha eğilimli olunan öğle saatlerinin uykuda geçirilmesiyle, günün diğer saatlerinin daha verimli ve zinde geçirilmesi de sağlanmış olacaktır. Bu uyku, sıcak iklim kuşaklarında sıkça uygulanmaktadır. Diğer taraftan Japonya’da bazı işyerlerinde, öğle uykusunun özendirilmesi için, bu saatlerde uyuyanlara mekan tahsis edilmektedir.

Öğle uykusu, Peygamber Efendimiz’in (S.A.S) uygulayıp tavsiye ettiği bir uyku olup, ‘kaylûle’ olarak bilinmektedir. Bu uykunun vakti, duha vaktinden (güneşin bir miktar yükselmesinden), öğleden biraz sonraya kadardır. Bu sayede gece ibadetine hazırlanmış olunur. Bu uykunun ayrıca hem ömrün, hem rızkın artmasına vesile olduğuna dair rivayetler vardır.

Gündüz saatlerinde iki zaman dilimi daha vardır ki, bu saatlerde uyunması tavsiye edilmemektedir. Bunlardan birincisi, ‘gaylûle’ olarak bilinen uykudur. Bu uyku, fecirden, yani günün ağarmasından sonra, kerahet vakti bitinceye kadarki süreyi kapsar. Bu süreçte uyunan uyku, daha ziyade yavaş uykunun sathî dönemlerinden oluşacağı için, gece uykusunun yerini tutmamaktadır. Ayrıca bu uykunun rızkın eksilmesine ve bereketsizliğine sebebiyet verdiğine dair hadis de bulunmaktadır. Sahr Ibnu Vedaa el-Gamidi’nin (ra) rivayet ettiği bir hadîs-i şerifte; “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) şöyle dua ederdi: “Allah’ım, ümmetime erkenciliği mübarek kıl.” (Ebu Davud, Cihad 85; Tirmizi, Buyu 6). Sahr da bir tüccardır, ve işine günün ilk saatinde çıkardı. Böylece zengin oldu ve malı arttı. Tecrübeyle de sabittir ki, rızık için çalışmanın en uygun zamanı, serinlik vaktidir.
Peygamber efendimiz(S.A.S) bir grup asker veya ordu göndereceği zaman, onu günün erken saatinde yola çıkarırdı. Tavsiye edilmeyen bir diğer uyku ise ‘feylûle’ dir. Bu uyku, ikindi vaktinden güneşin batışına kadar olan süreyi kapsar. Bu saatlerde uyumak, kişide sersemliğe yol açması sebebiyle maddî bir eksikliğe sebep olduğu gibi, günün maddî ve mânevî neticesi çoğunlukla ikindiden sonra ortaya çıktığından, mânevî yönüyle de, o neticeyi görmemeye sebebiyet verir. Sanki kişi o günü yaşamamış gibi olur.
Vücut ve zihin için kendini toparlama vesilesi olan ve Kur’an-ı Kerim’de de zikredilen “uyku”, insanoğluna verilmiş büyük bir nimettir. Ancak, bütün nimetlerde olduğu gibi, uykuda da orta yolun bulunması, tavsiye edilen saat ve şekillerde bu nimetten istifade edilmesi, dengeli bir hayat için son derece önemlidir.

İNSOMNİ (UYKUSUZLUK)

  • Her 3 kişiden 1’i yaşamının bir döneminde uykusuzluktan yakınmaktadır. Araştırmalar göstermektedir ki erişkinler gece ortalama 8-8,5 saat uykuya ihtiyaç duyarlar. İnsomni en sık karşılaşılan uyku problemidir. Uyuyamamak veya uykudan anormal saatlerde uyanarak uykuyu sürdürememek ile karakterize bir durumdur. Kadınlarda ve yaşlılarda daha sık görülmekle birlikte her yaşta ve her iki cinste de görülebilmektedir.

Uykusuzluktan yakınan kişiler değişik belirti ve bulgular ile başvurabilirler:

  • -Uykuya dalmakta güçlük
  • -Gece uykudan sık uyanma ve tekrar uyumakta güçlük çekme
  • -Sabah çok erken uyanma
  • -Dinlenmemiş uyanma

Uykusuzluk hastaları değişik derecelerde etkilemek ile birlikte tipik olarak hastalarda dinlenmemiş hissetme, huzursuzluk, anksiyete(sıkıntı), gün içi yorgunluk hissi gibi yakınmalar vardır.

Geçici veya hafif derece insomnide uyku süresi yetersizdir ve normal uyku süresi uyumalarına rağmen hastalar yeteri derece dinlenemediklerinden yakınırlar. Süresi 3 haftadan kısadır. Yaşamsal stress, geçici hastalıklar, yolculuk gibi faktörlerlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Tedavi gerekmez. Sosyal ilişkilerde ve iş yaşamında ya problem yoktur ya da hafif derece bir bozulma vardır. Geçici veya orta derece insomnide de uyku süresi yetersizdir ve normal uyku süresi uyumalarına rağmen hastalar yeteri derece dinlenemediklerinden yakınırlar. Sosyal ilişkilerde ve iş yaşamındaki bozulma daha belirgindir.

Kronik (müzmin) veya  ağır derece insomnide yetersiz ve dinlendirmeyen uykuya ek olarak sosyal ve iş ile ilgili fonksiyonlarda ciddi bozulma söz konusudur. Özellikle yaşlılarda görülür ve uzun yıllardır süren uykusuzluktan yakınırlar. Tipleri:

  1. Değişik hastalıklara bağlı kronik insomniler: Ülser ağrısı, eklem ve kas hastaılıkları, karpal tünel sendromu, Parkinson hastalığı, gece artan solunum sorunları, diğer solunumsal problemler, bazı metabolik hastalıklar (hipertiroidizmde (tiroid hormanlarının yüksek oluşu) kısa bölünmüş uyku, uykuya dalmada güçlük, hipotroidizmde (tiroid hormonlarının düşük oluşu) aşırı uyuma ve uyku apnesi görülür).
  2. Psikiyatrik ve fizyolojik problemlerin neden olduğu kronik insomniler: Şiddetli depresyonda uykuyu sürdürmede güçlük ve sabahları erken uyanmalar olabilir, fakat uykunun başlamasında gecikme görülmez. Depresif hastaların en az ¼ ’ ü insomniden yakınırlar. Panik atak, aşırı huzursuzluk ve alkol kullanımında da insomni görülür.
  3. Primer kronik insomi: Kronik insomnisi olan kişilerin % 10-15 kadarı hayatları boyunca sebebi tam aydınlatılamayan, kesintili, kısa uyku, gün içinde aşırı sinirlilik, toleransın düşük olması, gerilim ve psikosomatik hastalıklar, depresyondan yakınırlar. Bu durum birincil (primer) insomni olarak adlandırılır, ailesel olabilir, insomni çocukluktan itibaren, herhangi bir çevresel faktör olmaksızın mevcuttur.
  4. Kronik İnsomni bazen organik bir uyku bozukluğundan kaynaklanır; Uyku apnesi, parasomni ve narkoleptik sendrom gibi.

Bazen tanısını koymak güç olsa da uykusuzluk çeken bireyler için çok sayıda tedavi seçeneği vardır. Geçici insomni rahatsızlık birkaç gün süreceği için tedavi gerektirmeyebilir. Kronik insomnisi olan hastalar mutlaka ilgili hekimler tarafından görülerek rahatlama tedavilerine ek olarak gerekli tedavileri de almalıdır.

PARASOMNİLER

Genellikle çocukluk yaşlarında başlayan, erişkin yaşlarda azalarak kaybolan, nadiren erişkin yaşlarda da ortaya çıkabilen bir davranış bozukluğu olup; uyku ya da uykuya geçiş sırasında yapılan anormal hareket ve davranışlardır.

Merkezi sinir sisteminde meydana gelen anormal bir aktivasyonun, otonom sinir sistemi ve iskelet kaslarına aktarılmasına bağlı olarak bilişsel süreçleri ve iskelet kas sistemini etkileyen klinik bir tablo olarak ortaya çıkar. Parasomni kelimesi köken olarak; Yunanca para (eşlik eden) ve Latince somnus (uyku) kelimelerinden oluşmaktadır ve “uykuya eşlik eden olaylar” anlamına gelir.

Parasomniler başlığı altında karşılaşılabilecek davranış bozuklukları nelerdir?
Parasomniler, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayınlanmış olan sınıflandırma sistemine göre temel olarak 4 gruba ayrılmaktadır;
1 .Uyanıklık bozuklukları.
2. Uyku-uyanıklık geçiş bozuklukları.
3- REM uykusunda gözlenen parasomniler.
4– Diğer parasomniler.

 Parasomniler nasıl oluşur?
Parasomnilerin gelişimi günümüzde tam anlaşılamamış ve açıklanamamıştır. Genellikle çocukluk çağında sık görülmesi ve erişkinlik döneminde azalması; bu bozuklukların merkezi sinir sisteminin olgunlaşmasıyla ilişkili olabileceğini düşündürmektedir.

 “Konfüzyonel uyanmalar” nedir?

Parasomnilerin en hafif şekli olan konfüzyonel uyanmalar, gece uykusundan ya da gündüz şekerlemelerinden uyanma veya uyanıklık tepkileri sırasında ortaya çıksın, yineleyici şaşkınlık ve bu şaşkınlık sırasında ortaya çıkan davranışlardır. Gecenin ilk 1/3’ük bölümünde ortaya çıkar. Genellikle yeni doğanlarda ve yeni yürüme dönemindeki çocuklarda görülür. Yaş ilerledikçe azalmakla birlikte, 15-24 yaşlan arasında ikinci bir artış gösterir. Bu bozukluğun gelişiminde, genetik etkenler önemli rol oynamaktadır.

 Konfüzyonel uyanıklar sırasında nasıl bir durum ile karşılaşırsınız?
Çocuk uykusundan uyanarak yatağa oturur; inleme ve hareketlenme sonrasında yürüyebilir, merdiven çıkabilir, nadiren giyinebilir. Bağırma, ağlama ve dövünme şeklinde ajite, garip ve şaşkın davranışlar görülebilir. Çocuğu tamamıyla uyandırmak mümkün değildir. Gözleri açık ya da kapalı olabilir. Bu sorunun ortaya çıktığı dönemlerde çocukların fiziksel zarar görme olasılığı çok sık değildir. Ailenin zorlu avutma çabası, ilerideki atakların direncini ve sıklığını arttırabilir.

İNSOMNİ ÇEŞİTLERİ

-Uyarlanmış İnsomni

-Psikofizyolojik İnsomni

-Paradoksal İnsomni

– İdiyopatik İnsomni

-Psikiyatrik Hastalığa Bağlı İnsomni

-Yetersiz Uyku Hijyenine Bağlı İnsomni

-Çocukluk Çağı Davranışsal İnsomnisi

-Alfa-delta uykusu

-İlerleyen yaşa bağlı insomni

-İlaç veya Madde Kullanımına Bağlı İnsomni

-Dahili ve Nörolojik Hastalıklara Bağlı İnsomni

 Uyarlanmış insomni; bir stres veya çevresel bir değişikliğe bağlı olarak gelişen ve bu durumun ortadan kalkmasıyla kaybolan bir uykusuzluk tipidir. Erişkinlerin üçte biri, her yıl en az bir ya da iki kez kez uyarlanmış uykusuzluk atağı geçirmektedir.

 Psikofizyolojik insomni(öğrenilmiş uykusuzluk, müzmin uykusuzluk); en sık görülen kalıcı uykusuzluk hastalığıdır. Önemli oranda bir hasta grubunda, özellikle yatmaya yakın saatlerde başlayıp yatağa girince iyice şiddetlenen “bu gece uyuyabilecek miyim?”, “ya bu gece de uyuyamazsam” korkusu geliştirmekte; bu korku ve gerginlik yatakta uyanık geçen süre uzadıkça daha da belirginleşip bizzat uykusuzluğun nedeni olmaktadır. Böylece hasta, uykusuz gecelerin sayısı arttıkça bir kısır döngüye girmekte; yani uyuyamayınca daha gergin hale gelmekte, gerginliği çoğalınca uykusu büsbütün kaçmaktadır. Bu hastalar, her gece yataklarına adeta savaşa gider gibi girmektedirler. Uykuyu getirmek için kendilerince bazı hatalı yöntemler veya alışkanlıklar da geliştirmekte (yatakta TV seyretme, kitap okuma, alkol alma…) ama bunların uykuya yarardan çok zararı olmaktadır.

Psikofizyolojik ya da öğrenilmiş insomni dediğimiz bu tip uykusuzluk hiç de nadir olmayıp, uyku merkezlerine uykusuzluk yakınmasıyla başvuran hastaların ortalama %15’ini oluşturmaktadır. Bu uykusuzluk tipinin en belirgin özelliği, hastanın “savaş meydanı” olan yatağından farklı bir yerde yattığında (örneğin misafirlik, otel, uyku laboratuvarı, hatta aynı evde başka bir oda) daha kolay uyumasıdır.

Psikiyatrik hastalıklardan sonra en çok karşılaşılan uykusuzluk tipi psikofizyolojik (öğrenilmiş) insomnidir. Öncesinde uykuyla ilgili önemli bir problemi olmayan hasta, genellikle gerginlik oluşturan bir olaydan sonra geceleri uyuyamamaya başlar. Bu durum uzun süre devam ederse, başlangıçta uykusuzluğa neden olan stres faktörü ortadan kalkmış veya önemini yitirmiş olsa bile, uyuyamama endişesi ve hastanın uyumak için sarfettiği aşırı efor, bizzat uykusuzluğun nedeni olmaya başlar. Öyle ki, yatma zamanı yaklaştıkça hastanın gerginliği gittikçe artar, zihni o gece uyuyup uyuyamayacağı konusuna kilitlenir, yattığında uyanık geçirdiği her dakika gerilimini ve sıkıntısını arttırır; artık hasta yatağında uyumak için adeta savaş vermektedir. Geceler böyle devam ettikçe hasta uyuduğu ortama ve yatağına düşman olmaya başlar. Böylece bu kısır döngü, kronikleşerek öğrenilmiş uykusuzluk haline dönüşür.

Paradoksal insomni(Uyuyamama hastalığı veya uyku algılama bozukluğu), uyku süresinin yanlış algılanması durumudur. Uykusuzluk yakınması kişinin kendi yakınması olup, polisomnografi sonuçları uykuya dalma veya uykuyu sürdürme zorluğunun somut olarak var olmadığını gösterir. Bu hastalar tüm gece boyunca hiç uyumadıklarını ya da çok çok kısa süreli uykuya dalabildiklerini ifade ederler. Bu hastalık, uykunun yapısında bozukluğa yani sık uyanıklıklara neden olarak uykuyu algılamayı bozan diğer uyku hastalıklarına ikincil olarak da ortaya çıkabilir. Bunlar; santral uyku apne sendromu ve uykuda periyodik hareket bozukluğudur. Paradoksal uykusuzluğun sıklığı bilinmemektedir. Bu hastalık tanısı konmadan önce, psikiyatrik hastalıklar ile ilişkili uykusuzluk kesinlikle dışlanmalıdır. Hasta, gece normal uyuduğu halde hiç uyumadığını ya da çok az uyuduğunu iddia eder; başka bir deyişle hastanın uyuduğu süreyle ilgili tahmini, objektif uyku süresiyle uyuşmaz. İncelemeler, bu hastaların uykuya dalma süresi, toplam uyku süresi ve uyku örüntüsü bakımından normallerden önemli bir fark göstermediğini ortaya koymaktadır. Bazı olgularda gece boyunca birkaç uyanıklık meydana gelip uyku kısmen bölünmüş olsa bile, hastaların bu uyanıklıkları olduğundan çok uzun algıladıkları görülür. Genç erişkinlerde ve özellikle kadınlarda rastlanılan bu nadir rahatsızlığın nedeni iyi bilinmemektedir.

 İdiyopatik (kalıtsal) insomni, hayat boyu yeterli uyku elde edememe durumudur. Tipik olarak çocuklukta veya erken ergenlikte başlar. Oldukça nadir bir hastalık olup sıklığı bilinmemektedir. Kronik kötü uyku hastanın iyilik halini azaltır, duygu durumunu bozar. Motivasyon azlığı, uyanıklık ve konsantrasyonda azalma, düşük enerji durumuna ve yorgunluğa neden olur. İdiyopatik uykusuzluk ağırsa günlük işlevler ciddi şekilde etkilenir ve depresyon gelişebilir. Bazen ailesel olabilen, çocukluk çağında başlayıp genellikle ömür boyu süren, uyku süresinin hemen her gece 4–5 saate kadar inebildiği, uykuya dalmanın uzadığı ve uyanıklık sayısının arttığı ve nadir görülen bir uyku hastalığıdır. Nedeni bilinmemekle birlikte, sayılan tüm bu özelliklere dayanılarak santral sinir sisteminden yani beyinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

 Psikiyatrik hastalıklara bağlı insomni, psikoz durumları, duygulanım bozuklukları, sıkıntı bozuklukları ve panik bozukluğunda ortaya çıkar. Uykusuzluk şizofreni, şizofreniform bozukluk ve diğer fonksiyonel psikozların en sık görülen belirtisidir. Toplam uyku süresinin kısalması da psikotik belirtilerin alevlenmesine eşlik edebilir. Ağır depresyon ve diğer duygulanım bozuklukları da tipik olarak uykusuzluk ile beraberdir. Duygulanım bozukluklarına eşlik eden uykusuzluk farklı özellikler gösterir. Depresyonda uykuya dalma ve uykuyu sürdürme güçlüğü ve sabah erken uyanma vardır. Planlanan zamandan önce uyanma ve tekrar uyuyamama ağır depresyonun en belirgin uyku yakınmasıdır. Sıkıntı bozukluklarına eşlik eden uykusuzlukta karakteristik olarak uykuyu başlatma veya uykuyu sürdürme zorluğu vardır. Panik bozukluklarda uykudan ani uyanma ve kalıcı uyanıklık veya uykuya dönme zorluğu vardır.

 Yetersiz uyku hijyenine bağlı insomni, kişinin alışkanlıkları ve günlük hayat aktivitelerinin iyi kalitede uyku sağlamada yetersizliğe yol açması durumudur. Yetersiz uyku hijyeni 2 genel kategoride ele alınır. 1) Gece uykusunu kötü yönde etkileyen gündüze ait durumlar (örneğin gün içi kestirmeler);  2) Uykuyu engelleyen geceye ait durumlar (alkol kullanımı veya gece uyku süresini istemli olarak kısaltmak).

 Uyku için uygun saatlere ve kurallara uyulmaması, dinlenme ve çalışma saatlerinin iç içe geçmesi, uyku öncesinde aşırı yemek yeme veya çay-kahve gibi uyarıcı içkiler içme, yatağın uyku dışı (TV seyretme, kitap okuma, yazı yazma vb.) amaçlar için kullanılması, uykusuzluk oluşturan hatalı alışkanlıklara örnektir. Bu alışkanlıklardan vazgeçmek suretiyle, uyku kısa zaman içinde kolaylıkla düzene girebilir.

 Çocukluk Çağı Davranışsal İnsomnisi, uyku başlangıcı ile ilişkili uykusuzluk ve sınır koyma ile ilişkili uykusuzluk olmak üzere 2 tipte görülür. Uyku başlangıcı ile ilişkili uykusuzluk çocuğun uykuya dalış sürecindeki koşullarla ilişkili bir problemdir. Örneğin, çocukların çoğu mama yerken, kucakta veya bir sandalyede sallanırken uykuya dalarlar. Eğer bir çocuk sadece kucağa alındığında veya sallandığında uyuyabiliyorsa gece uyandığında bu koşullar sağlanmadıkça tekrar uyuyamayabilir. Çocuklar uyku başlangıcında bir bozukluk olarak değerlendirilmeyen bazı davranışlar geliştirebilirler. Örneğin, belli bir battaniye veya oyuncak hayvana bağlanabilir ve onlar olmadan uykuya geçemeyebilirler. Battaniyeleri veya oyuncak hayvanları yanlarında oldukça uykuya dalmaları sorun oluşturmayacaktır. Çocuk gece uyandığında, battaniyesini bulup, ailesini rahatsız etmeden uyumaya devam edecektir. Sınır koyma ile ilişkili uykusuzluk ise iki sorundan kaynaklanır. Birincisi, çocuğun ailesinden yatma zamanı hakkında tutarsız mesajlar almasıdır. Bazı geceler geç saatlere kadar uyanık kalmasına izin verilirken, bazı geceler buna izin verilmez. İkincisi, çocuk normal uyku ritmini sağlama avantajını kaybettiği düzensiz bir uyku yapısı geliştirir.

Alfa-delta uykusu, benzer şekilde daha çok genç erişkinlerde ve kadınlarda rastlanılan, elektrofizyolojik olarak derin uykudaki yavaş (delta) dalgaların üzerine, uyanıklıkta görülen daha hızlı alfa dalgalarının karışması (süperpoze olması) ile karakterize bir uykusuzluk tipidir. Uyku dinlendirici değildir, uyanıklıklarla bölünmüştür ve çok yüzeysel olarak algılanır. Genellikle fibromiyalji denilen bir hastalık ile birliktedir. Fibromiyaljide yaygın iskelet-kas ağrıları ve vücudun değişik bölgelerinde dokunmaya hassas bölgeler mevcuttur. Gün içerisinde yorgunluk-bitkinlik hissedilir ancak uyuklama pek görülmez. Uyku incelemesinde uzamış uyku latansı (uykuya girme süresi), gece içi uyanıklıkların sayısında ve NREM I. faz (yüzeyel uyku) süresinde artma, derin uyku ve REM (hızlı göz hareketlerinin olduğu ve genellikle rüyaların görüldüğü dönem) uykusu süresinde azalma saptanır.

İlerleyen yaşla birlikte görülen uykusuzluk; Gerçekten de yaşlılıkta gece uykusunun toplam süresi azalır, uykuya dalma süresi uzar, daha erken saatlerde uyanılır, derin uyku azalır ve gece içi uyanıklıkların sayısı artar. Uyku, bebeklikteki veya çocukluktaki gibi polifazik özellik kazanarak gün içinde de uyuklamalar başlar.  Yaşlılarda sık görülen kronik hastalıklar ve bunlar için sürekli kullanılan çeşitli ilaçlar da uykunun kalitesini iyice bozabilir. Bunamanın da var olduğu yaşlılarda uyku düzenindeki bozukluk daha da belirgin olup, gerek hasta gerek yakınları için çok büyük bir sorun oşuturur.

İlaç veya madde kullanımına bağlı insomni, uyku ilaçları, uyarıcı ilaçlar veya alkole bağlı olarak ortaya çıkar. Uyku ilaçlarına bağlı uykusuzluk, tedaviye beynin alışması ve alınan dozlara cevap vermemesi (tolerans) veya ilacın bırakılması (geri tepme) sonucu gelişir. Sürekli uyku ilacı kullanımı sıklıkla toleransa neden olur. Bu durumda ilacın uyku verici etkisi azalır ve uykusuzluk geri döner. Bu genellikle hastanın doz arttırmasına neden olur. Bunun dışında uzun süreli uyku ilacı kullanımı, ilaç bırakıldığında daha da şiddetli uykusuzluğa neden olur ki buna da “geri tepen” uykusuzluk adı verilir. Uyarıcı ilaçlara bağlı uykusuzluk, uykunun baskılanmasına bağlıdır. İlaç bırakıldığı zaman uykululuk ve uyku artar. Alkole bağlı uykusuzlukta alkolün uyumak için kötüye kullanımı söz konusudur. Beta blokerler, alfa-metildopa,  antiepileptik ilaçlar, monoamin oksidaz A inhibitörleri, bronkodilatatörler, SSS(Santral sinir sistemi) uyarıcıları, anorektik(iştah kesici) ilaçlar, tiazid ve diğer diüretikler, çay, kafein, ksantin deriveleri ve nikotin insomniye neden olabilir. Kısa etkili benzodiazepinler (triazolam) tek doz oral alımı erken uyanma, uykusuzluk ve sinirliliğe neden olur. Uzun ve bazı kısa yarı ömürlü benzodiazepinlerin alımından sonra çekilme reaksiyonu olarak uykusuzluk ve sinirlilik, gerginlik görülür. Alkol alımı da uykuyu azaltan bir nedendir, doza bağımlı olarak rüyalı uyku dönemi olan REM uykusunu azaltır, 3. ve 4. Non-REM süresini kısaltarak aralarda sık uyanmalara neden olur. Bu değişiklikler 2 yıldan fazla alkol alımında kalıcı hale gelir.

 Dahili veya nörolojik hastalıklara bağlı insomni ; Huntington hastalığı, tortikollis(boyun eğriliği) ve blefarospazm(göz kapağının ağrılı istemsiz kasılması) gibi anormal davranış ve istemsiz hareketlerle karakterize hastalıklarda uykusuzluk sıktır. Bunamada uyku bozukluğu aşırı hareketlilik ile birliktelik gösterir. Parkinson hastalığında hem uykusuzluk hem de gündüz uykululuk yakınması vardır. Uykusuzluğa neden olan en sık görülen hastalıklar fibrosit sendromları/fibromyalji, uykuya bağlı gastroözofageal reflü ve kronik obstrüktif akciğer hastalığıdır. Uykusuzluk birincil bir hastalık olması yanında, farklı bir uyku hastalığının belirtisi de olabilir. Bu durumda ana uyku hastalığının tedavisi, uykusuzluk yakınmasının ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

 Sirkadiyen ritm bozukluklarında uyku ile uyumak için günün istenen zamanının arasında uyum ortadan kalkmıştır. Uyku istendiği ve ihtiyaç duyulduğu zaman uyunamamaktadır. Gecikmiş uyku fazı sendromunda gece uykusu daha geç zaman dönemine kayar. Düzensiz uyku –uyanıklık bozukluğunda değişik zamanlarda uyuma ve uyanma söz konusudur. Uyku 24 saatte 3 veya daha fazla kez kesilir.

Uykuda hareket bozukluklarından özellikle huzursuz bacak sendromu ve uykuda periyodik hareket bozukluğu uykusuzluk yakınması ile birliktelik gösterir. Huzursuz bacaklar sendromunda, özellikle akşam saatleri ve gece, istirahat halinde iken bacaklarda ve/veya ayaklarda anormal ve rahatsız edici bir his ve hareket etme ihtiyacı vardır. Hasta tipik olarak rahatsız edici hissi adlandırmakta zorlanır ve değişik kelimeler kullanır. Ağrı, sıkıntı, karıncalanma, huzursuzluk, rahatsızlık verici, ürpertici, çekme, kaşınma şeklinde ifade edebilir. Bu rahatsız edici his genellikle ayak veya bacakları ilgilendirir, nadiren kollarda da olur. Belirtiler tipik olarak sadece istirahatta ve geceleri ortaya çıkar ve uykuya dalmayı engeller. Uykuda periyodik hareket bozukluğunda ise, uykuda, tekrarlayıcı seğirme veya çekilme tarzında ayak ve bacak hareketleri nedeniyle sık uyanma ve uykuyu sürdürme güçlüğü vardır.

Uykuda solunum bozukluklarından özellikle santral uyku apne sendromu uykuya dalma ve sürdürme güçlüğü ile şekillenen uykusuzluğa neden olabilir. Uykuya dalış esnasında ortaya çıkan santral apneler, uykunun başlamasını engeller. Hasta bunu farkında olmaz ve uykuya dalamama yakınması ile başvurur. Bunun yanında obstruktif uyku apne sendromu da sık uyanma ile şekillenen uykuyu sürdürmede zorluğa neden olabilir.

OBSTRÜKTİF(TIKAYICI) UYKU APNE SENDROMU

En sık rastlanan uyku hastalığıdır. Uyku apne sendromu, uyku sırasında tekrarlayan üst solunum yolundaki daralmalar veya tıkanmalar nedeniyle soluk almada kesilmeler ve bu durumun neden olduğu gündüz aşırı uyku isteği gibi klinik sorunlar ile karakterli bir sendromdur. Uyku apne sendromu dünya genelinde %3 oranında görülmektedir. 50 yaşın üstündeki fazla kilolu erkeklerde %50 civarında görülmektedir.Bu hastalık  sinsi seyreder ve ölüme neden olabilir. Uyku apneli hastanın yaşam kalitesi bozulur. Her zaman, her yerde, hatta direksiyon başında bile kişi uyuyabilir. Yüksek şiddette horlaması çevreyi rahatsız eder. Ses o kadar yüksektir ki bazen kendisi bile horlama sesinden uyanır. İşe yorgun gider, dikkatini toplamakta güçlük çeker. Çalışma zevki yok olur. Eve çok yorgun döner, televizyon karşısında uyuklamaya başlar. Ailesi ve çevresiyle iletişimi bozulur. Tedavi edilmemiş uyku apnesi, hipertansiyon, beyin hastalığı(felç), kalp krizi ve kalp ritmi bozukluklarına neden olabilir.

Günlük hayatta uyku apnesinin sebep olduğu birçok olumsuz durumla karşılaşılır. Erken dönemde genellikle kalitesiz ve yetersiz uykuya bağlı olarak ortaya çıkan gündüz aşırı uyku ihtiyacı, unutkanlık, dikkatsizlik, sinirlilik, depresyon ve kolay kaza yapma gibi sorunlardır. Kazalar sadece trafikte değil aynı zamanda evde ve iş yerinde de oluşabilir. Dünyada uyku apneliler normal insanlara göre 3-7 kat daha fazla trafik kazası yapmaktadırlar.  Geç dönemde ise en önemli olumsuz etkileri damar sistemi üzerinedir. Geç dönemde uykuda ani ölüm, inme, kalp krizi(%35-65) ve kalp yetmezliği, eğer hasta obez ise kilo vermede zorluk, akciğer hastalarında solunum yetmezliği, hormonal olarakda cinsel isteksizlik ve iktidarsızlık, kontrol atına alınamayan diyabet bu olumsuzluklara örnek olarak gösterilebilir. Uyku apne sendromlu hastalarda gece ve sabah migren atakları görülebilir.

Uyku apnesinin tedavisi mümkündür, temel sorun, tanıdır. Dünyadaki uyku apnesi hastalarının %80-90’ına henüz tanı konulamadığı hesaplanmıştır; bu oranın Türkiye’de %95-98 olduğu sanılmaktadır. Amerika’da uyku apnesi hastalarına, ortalama 10 yıl yaşadıktan sonra tanı konulabilmektedir.

UYKU APNESİ NEDİR?

Uykuda nefesin 10 saniye ve daha uzun süreyle kesilmesi apne olarak adlandırılır. Solunumun yavaşlamasına ise hipopne denir. Uykuda nefes kesilmelerinin sayısı saatte 5’in üstünde ise, tıkayıcı tipte uyku apnesi sendromu söz konusudur. Hastalığın mekanizması fiziksel kurallara uygundur: Uykuda nefesin kısmi kesilmesi horlama olarak ortaya çıkar, tamamen kesilmesi apneye neden olur.

UYKU APNESİ KİMLERDE SIKTIR?
Uyku apnesi erkeklerde, şişmanlarda ve yaş ile birlikte daha sık görülmekle birlikte kadınlarda, zayıf kişilerde ve çocuklarda da görülmektedir. Özellikle kısa ve kalın boyunlu kişilerde, alt çenesi daha küçük ve geride olanlarda, bademcikleri büyük, dili büyük olanlarda daha sık görülür. Ayrıca sinüziti ve reflüsü olan hastalarda da apne görülme sıklığı artmıştır.

  UYKU APNESİ NEDENLERİ?

Tıkanma, üst solunum yolu boyunca burundan epiglot’a kadar herhangi bir yerde olabilir. Cerrahi ile düzeltilebilecek üst solunum yolu lezyonları;

  1. Septum deviasyonu(burun kemiği eğriliği), hipertrofik konka, polip, tümör
    2. Nazofarenkste adenoid vegetasyon(geniz eti büyümesi), kist, stenoz, koana atrezisi, koana polipi, tümör, velofarengeal cerrahi, yarık damak onarımı
    3. Orofarenkste tonsil hipertrofisi, makroglossi (Down Sendromu, akromegali), retrognati (Pierre Robin Sendromu, akondroplazi), dil tonsili hipertrofisi, dil kisti, neoplazm(tümör), uvula ve yumuşak damak gevşekliği
    4. Hipofarenkste laringotrakeomalasi, vallekula kisti, neoplazm(tümör), ses teli paralizisi, glottik web(ağ), papillomatozis, stenoz(darlık), hemanjiyom.
    5. Kraniofasyal anomaliler; Crouzon, Apert, Treacher Collins ve Down Sendromu
    6. Nöromüsküler nedenler;Oksijensiz kalma, serebral palsi, Down Sendromu, myotonik distrofi, Arnold Chiari malformasyonu, sringomiyelobulbi
    7.Diğer nedenler;konjenital miksödem, Hogdkin hastalığı, Prader Willi Sendromu, endojen veya ekzogen obezite, orak hücreli anemi ve laringofarengeal reflü olarak sayılabilir.

UYKU APNESİ BELİRTİLERİ

-Horlama,

-Uykuda nefes kesilmesi,

-Sabah yorgunluğu, sabahları zor uyanma,

-Sabah baş ağrısı, sabah ağız kuruluğu ile uyanma

-Gün içinde uyuklama isteği,

-Dikkati toplama bozukluğu,

-Sosyal hayatın etkilenmesi,

-İşte başarısızlık,

-Trafik kazalarında artış,

-Kalp sorunları ve hipertansiyon,

-Gastroözofageal ve larengofarengeal röflü,

-Cinsel isteksizlik,

-Gece içinde bir kez tuvalete gitme isteği,

-Geceleri baş, boyun veya göğsümde terleme,

-Toplantılarda, okurken veya TV seyrederken uyuyakalma.

-Uykululuk nedeniyle eskisi kadar uzun süre araba kullanamama.

-Gün içinde zaman zaman dayanılmaz uykululuk atakları yaşama.

UYKU APNE HASTALIĞINDA EN ÖNEMLİ ÜÇ SORU

  1. Horlama var mı?
    2. Uykuda nefes kesilmesi var mı?
    3. Gün içi uyuklama isteği var mı?

UYKU APNESİ BELİRTİLERİ VE TEDAVİSİ

Uyku apneli hasta yorgun kalkar, sabah başı ağrır, gün içinde uykuya meyli vardır. Akşamları televizyon karşısında uyuma, uzun araç kullanımında uyuma gibi özellikler ortaya çıkar. Araştırmalar, trafik kazalarının 1/3’ünün bu hastalar tarafından yapıldığını göstermiştir. Bu hastalarda kalp krizi ve felç riski artmıştır. Uykudaki bazı ani ölümlerin uyku apnesine bağlı olduğu öne sürülmektedir.

Uykuda solunum durması oldukça sık görülen bir durumdur. Uykuda huzursuzluk, horlama, sık sık idrara kalkma, terleme, ağız kuruluğu, reflü ve solunum durmaları uyku apnesinin belirtilerindendir. Baş ağrısı, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğu, depresyon, sabah dinç uyanamama ve aşırı derecede uykulu ve yorgunluk hali ise uyku apnesinin gündüz belirtileri arasında sayılmaktadır.

Uykuda nefesin kesilmesi, kesilme sayısına ve süresine bağlı olarak, kandaki oksijen düzeyini düşürür, karbon dioksid düzeyini yükseltir. Bu durum, beyni uyararak kişinin uyanmasına neden olur. Sabah kalkıldığında kişinin kendini dinlenmiş hissetmesi, uykunun derin evrelerine girilmesine bağlıdır. Ancak nefes kesilmesi nedeni ile sık sık uyanıldığında, dinlenme evrelerine girilemez. Bundan dolayı sabah yorgunluğu, baş ağrısı, gün boyu uyuklamalar görülür. Hasta bu belirtileri gün içindeki çalışma ve strese bağlar. Hastalar genellikle eşlerinin şikayeti üzerine doktora başvururlar.

UYKU APNESİ TANISINDA KULLANILAN TESTLER

  1. Anamnez
    2. KBB(Kulak, burun, boğaz) muayenesi
    3. Epworth Uyuklama Skalası
    4. Müller Manevrası
    5. SDB (uykuda solunum rahatsızlıkları) skorunun belirlenmesi (Friedman sınflaması+ tonsil hacmi + beden kitle endeksi)
    6. Polisomnografik inceleme
    7. Sefalometrik analiz ve gerekirse manyetik rezonans görüntüleme ile dil hacmi, arka farenks duvar yüzeyi, ağız tabanı yüzeyinin hesaplanması.

Kesin tanı, “polisomnografi”; uyku testi ile konur. Hasta bir gece uyku laboratuvarında uyur ve gece boyunca izlenir.

Polisomnografide şu parametreler kaydedilir:
1. Elektroensefalografi – EEG
1. Elektrookülografi – EOG
3. Elektrokardiyografi – EKG
4. Elektromiyografi – EMG
5. Solunum eforu (göğüs ve karın hareketleri kaydı)
6. Hava akımı (burun ve ağız hava akımı kaydı)
7. Oksijen satürasyonu
8. Uyku pozisyonu

Tıkayıcı uyku apnesi, bu değerlere göre hafif, orta ve şiddetli olarak 3 sınıfa ayrılır. Tıkayıcı uyku apnesinin sınıflaması:
1. 5-15 apne-hipopne/saat: Hafif Tıkayıcı Uyku Apnesi
2. 16-30 apne-hipopne/saat: Orta Tıkayıcı Uyku Apnesi
3. >31apne-hipopne/saat: Ağır Tıkayıcı Uyku Apnesi

Asıl sorun, üst solunum yolunda tıkanma yerinin saptanmasıdır. Bunun için fibroskopik muayene çok önemlidir. İskelet yapısı ile ilgili problemler düşünülüyor ise sefalometrik analiz ve manyetik rezonans görüntüleme  ile dil hacmi, posterior farengeal yüzey alanı saptanır. Karar verilmesi gerekli olan nokta, tıkanmanın yumuşak doku kaynaklı mı, yoksa iskelet yapısı ile ilgili mi olduğudur. Böylece cerrahi girişim belirlenir.

EVDE KARDİYORESPİRATUAR UYKU TESTİ İLE UYKU APNESİ TANISI KONABİLİR

Kardiyorespiratuvar uyku merkezi ile uyku ve kalp sağlığı arasında da bir bağ bulunmaktadır. Bu bağlantıyı somutlaştıran en önemli tetkik uyku testidir. Kardiyorespiratuvar uyku merkezinde ilk olarak hastanın muayenesi yapılır ve hastalık öyküsü alınır. Test cihazı Kardiyorespiratuvar Uyku Merkezi’nde hazır halde, test yapılacak kişiye nasıl uygulanacağı gösterilerek teslim edilir. Test evde, kişinin alışık olduğu kendi uyku ortamında yapılır. Gece boyunca uykuda solunum ve kalp fonksiyonları sensör ve elektrotlarla kaydedilir.

Veriler bilgisayara aktarılarak, hasta anket formundaki bilgilerle birlikte uzman doktor tarafından değerlendirilir. Uyku apnesi ile açıklanamayan ya da ayırıcı tanıda diğer uyku bozuklukları düşünülen hastaların bir gece hastanede yatırılması, polisomnografi ile uyku evreleri ve kalitesi dahil, daha ayrıntılı şekilde değerlendirilmek üzere Uyku Bozukluğu Merkezi’ne yönlendirilmesi  gerekir.

UYKU APNESİNDE TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Tedavide öncelikle hastanın kilo vermesi, yaşam koşullarını düzenlemesi, sigara ve alkolü bırakması, spor yapması önerilir. Uyku verici ve antihistaminik içeren ilaçların kullanımının tekrar gözden geçirilmesi, sırtüstü yatınca hastalığı ortaya çıkan hastalarda sırt üstü yatmanın engellenmesi gibi önlemlerin alınması gerekir. Hastalık son 20 yılda daha iyi tanınmış, hastalıkla ilgili birçok bilinmeyen olduğu için, bu süre zarfında tedavi yöntemleri değişmiştir.

Yüksek tansiyon hastalarının yarısında uyku apnesi görülmektedir. Tansiyonu kısa zamanda düşmeyen, 3-4 değişik tansiyon ilacına rağmen tansiyonu kontrol altına alınamayan hastaların  %80’inde uyku apnesi bulunmaktadır. Sağlıklı uyku sağlıklı bir yaşam için mutlaka gerekli olan bir durumdur. Vücut kendini uyku döneminde yeniler ve uyku fiziksel, zihinsel, psikolojik ve ruhsal sağlığın temel şartıdır. Hafif uyku apnesi olan vakalarda eğer obezite ön planda ise hastaya diyetisyen takibi yapılmalıdır. Üst solunum yollarında belirgin anatomik darlıklar varsa Kulak Burun Boğaz uzmanı tarafından cerrahi girişim yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir.
Orta ve ileri derecede uyku apnesi olan vakalarda ise pozitif hava basıncı (CPAP) tedavisi uygulanmalıdır. CPAP uyku apne sendromu nedeniyle bozulmuş olan vücut fonksiyonlarının tümünü düzeltir. CPAP ayrıca uyku apne sendromu olmasa bile kalp yetmezliği olan hastalarda kalp yetmezliği tedavisinde ve hamilelerde preeklampsi(gebelik zehirlenmesi) tedavisinde kullanılabilmektedir. CPAP burun ve/veya ağızdan pozitif basınçlı hava vererek üst solunum yolunun kollabe olmasını engelleme amacıyla kullanılan bir cihazdır. Tüm dünyada milyonlarca uyku apne hastası bu cihazları konforlu bir şekilde kullanmaktadırlar. CPAP maskesi hastalar açısından tedavinin en önemli unsurudur. Çünkü CPAP tedavisinin en önemli sorunu hastaların tedaviyi kabul etmesi ve tedaviyi sürdürmesi konusundadır. CPAP tedavisi ile ilgili en sık karşılaşılan sorun CPAP maskesi ile ilgilidir. İyi seçilmiş ve hastanın rahatlıkla kullandığı bir maske CPAP tedavisinin hasta tarafından kabul edilebilirliğini ve sürdürülebilirliğini artırır. Üst solunum yoluna uygulanan hava basıncı tedavisi ile hava akım hızında artış burunun solunan havayı nemlendirme fonksiyonunu tam olarak yapmasını engeller. Burun ve boğazda kuruma ve soğuğa bağlı sorunlar ısıtıcı nemlendirici aparatlar ile düzeltilebilir. Uyku apne sendromu nedeniyle CPAP tedavisi kullanacak tüm hastalara ısıtıcı nemlendirici fonksiyonu kullanması önerilmektedir.

Tedavi etkisine ve hastanın tercihine göre otomatik ayarlarda düzenleme yapılarak ya da sabit basınçlı cihaza geçilerek hasta takibe alınmalıdır. CPAP cihazı kullanmakta güçlük çeken ya da hafif derece vakalarda ağız içi aparey ile alt çene öne alınarak dilin geriye düşüp üst solunum yolunu tıkaması önlenebilir. Hastalığın hafif ve orta derecedeki tipleri cerrahi ile tedavi edilebilirken, hastalığı ileri derecede olanlara genellikle basınçlı hava maskesi önerilir. Başarı şansı %100 olan tek uygulama sürekli pozitif hava basıncı CPAP denilen maske yöntemidir. Bu yöntemi hastaların ancak %50’si uzun süre kullanabilmektedir: 20 yıl önce bulunan yöntem bu süre zarfında çok geliştirilmiş, çeşitli tipleri değişik pozitif basınç vererek hastaların apne ve horlamalarından kurtulmalarını sağlamıştır. Ancak bu rahatlama maske kullanıldığı sürece devam etmekte, maske kullanılmadığında hasta kendisini eski durumuna döner. Yani  gece horlar, uykuda nefesi durur  ve ertesi gün çok yorgundur ve çok uyur.

30 yaşında olan bir hasta yaşamı boyunca bu maskeyi kullanmak zorunda kalır. Maske kullanımına bağlı komplikasyonlar(istenmeyen olumsuz durumlar) az ve basittir: Deride tahriş, maske kenarından kaçan havanın gözde tahriş yapması gibi. Bundan dolayı arayışlar devam etmiştir. Nefes kesilmesi sayısı saatte 30’un altında olan hastalara cerrahi önerilir.

Cerrahi olarak burun sorunlarının ortadan kaldırılması, yumuşak damağa, bademciği de kapsayan uvulopalato-farengoplasti (UPPP) uygulanır. Dil kökünde problem varsa dil kökünü öne çeken veya küçülten teknikler uygulanır. UPPP(uvulopalato-farengoplasti) ameliyatının başarısı horlama için %90 dolaylarında iken, apne için %50 dolaylarındadır.

Dil kökü cerrahisi eklendiğinde başarı şansı belirgin ölçüde artar. UPPP(uvulopalato-farengoplasti)’de küçük dilin ve yumuşak damağın birer kısmı ile bademcikler alınır. Boğaz bölgesine aynı yüz gerdirme ameliyatında olduğu gibi bir gerdirme işlemi yapılarak dokuların titreşimi önlenir ve havanın geçişi kolaylaştırılır. Bir saat kadar süren ameliyatta en büyük sorun bir kaç hafta süren boğaz ağrısı ile birkaç ay süren boğazda yabancı cisim hissidir. Yeni boğaza alışıldıktan sonra bu his kaybolur. Ameliyattan sonra nadiren kanama olabilir.

 Dil köküne Sleep In tekniği uygulanır: Prolen bir ip dil kökünden geçirilerek alt çeneye bağlanır; dil kökü öne çekilerek solunum yolunu tıkaması önlenir. Bu, basit bir uygulama olup, ameliyat sonrasında konuşma, yutkunma ve dil hareketleriyle ilgili sorun yaşanmaz. Dil kökünü öne çekme diğer ameliyatlarla beraber yapıldığında başarı oranı artar. Bunun için hastanın durumuna göre iki veya üç seviyeli ameliyatları aynı seansta uygulamak mümkündür. Yani burun, yumuşak damak ve dil kökü aynı seansta ameliyat edilebilir.

Eğer kemik yapısı ile ilgili sorunlar saptanmışsa, yüz kemiklerine ileri cerrahi teknikler uygulanır. Ayrıca ileri evrede olup, maske kullanamayan olgularda da ileri cerrahi teknikler uygulanır. Burada üst ve alt çeneyi öne çeken ameliyatlar söz konusudur. Ayrıca dil kökü dokusunun fazlalığı söz konusu ise, boyundan yaklaşımla dil kökünün yumuşak dokularının bir kısmı çıkarılabilir.

Alt ve üst çeneyi birlikte öne çeken ameliyatlar, ağır ameliyatlar olmakla birlikte başarı şansları oldukça yüksektir. Horlamada ve hafif apneli hastalarda ağız içi protez de uygulanabilir. Ağız içi uygulamaları ve protezler dili veya alt çeneyi öne çekip o pozisyonda tutarak hava yolunu açarlar. Bu protezlerin de her gece kullanımı gerekir.

Son zamanlarda somnoplasti denilen radyofrekans dalgalarıyla çalışan bir yöntem geliştirilmiştir. Doku içine, özellikle yumuşak damağa radyofrekans dalgaları verilir, iyileşme sırasında oluşan nedbe dokusundan yararlanılır. Hastanın damağına 3 değişik noktadan 700 joules enerji verilir. Her bir uygulama 2 dakika sürer. Böylece yumuşak damak yukarı çekilerek solunum yolu rahatlatılır: Bu gün için, sadece basit horlamada ve hafif apne hastalarında kullanılmaktadır. Muayenehane şartlarında birkaç dakikada uygulanan, ağrısı oldukça az olan bu yöntemle ilgili araştırmalar devam ediyor. Henüz orta ve ileri derecedeki apne hastaları açısından etkinliği yoktur.

Yumuşak damağa uygulanan cerrahilerde lazer, bıçak gibi birçok alet denenmiştir. Lazer kelimesi adeta sihirli bir değnek olarak düşünülmüştür. Ancak lazerle müdahale edilen hastalar ciddi derecede ağrı sorunu ile karşılaşılmış; bu nedenle kullanımı belirgin ölçüde azalmıştır. Somnoplasti ve lazer horlama ve apnenin kesilmesi açısından aynı derecede etkili bulunmuş, lazerin, somnoplastiden 4 kat daha fazla ağrıya yol açtığı saptanmıştır.

Somnoplasti hastalara 2 veya 3 kez uygulanmakta, horlama şiddeti eşlerin değerlendirmesine göre 10 birimden 4 birime düşmektedir. Bu uygulamadan sonra kanama ve enfeksiyon olmamakta 1-2 gün boğazda dolgunluk hissi yaşanmaktadır. Ağrısız olması en cazip tarafıdır. Aynı seansta burun etleri alınarak burun tıkanıklığı da bir ölçüde giderilir. Sonuç olarak tıkayıcı tipte uyku apnesi ciddi riskleri olan, ani ölüme yol açabilen karmaşık bir hastalıktır. Tedavide de bir standart yoktur.

KENDİNİZDE UYKU APNESİNDEN ŞÜPHELİNİYORSANIZ  NE YAPMANIZ GEREKİR?

Kendinizde uyku apne sendromundan şüpheleniyorsanız en kısa zamanda bir uyku merkezine ve kulak-burun-boğaz uzmanına başvurmanız gerekir.

UYKUSUZLUKTA TEDAVİ

Huzursuz bacaklar sendromu ile psikiyatrik ya da diğer hastalıklara bağlı uyku bozukluklarında tedavi, doğal olarak esas nedene yöneliktir. Ancak burada da tanının doğru konmuş, tedavinin doğru seçilmiş ve yeterli süre uygulanmış olması önemlidir.

Ani değişikliklere veya olaylara bağlı olduğu düşünülen kısa süreli uykusuzluklarda, özellikle hasta çalışıyor ve bu yüzden uykusuzluktan çok etkileniyorsa, hastanın gerginliğini azaltmak ve girdiği kısır döngüden kurtarıp uyku düzenini bir an önce yeniden oluşturmak üzere, mümkün olduğu kadar kısa ve kesinlikle 4–6 haftayı geçmeyecek bir süre hekimin önereceği gevşetici ve uykuya dalmayı kolaylaştırıcı ilaçlar kullanılabilir. Bu ilaçlar rasgele kullanılmamalı, birçoğuna zamanla tolerans gelişeceği ve uzun süre kullanılıp kesildiğinde uykusuzluğun şiddetlenerek geri dönebileceği unutulmamalıdır. Kronik insomnilerde ise uyku ilaçları genelde kullanılmaz. Gerekirse psikiyatrik tedavi, gevşeme teknikleri ve davranış terapilerinden yararlanılabilir.

Bazı hastaların başvurduğu son derecede yanlış ve tehlikeli bir yöntem de uykuya dalmayı kolaylaştırması dolayısıyla alkol kullanılmasıdır. Alkol, uykuya dalmayı biraz kolaylaştırmakla birlikte uykunun yapısını ve kalitesini bozar; sağladığı uyku normal (fizyolojik) uykudan çok farklıdır ve dinlendirici değildir. Zamanla yine tolerans geliştiğinden, uyumak için gerekli miktarın gittikçe artması ve sonuçta alkol bağımlılığının gelişmesi tehlikesi çok yüksektir.

Öğrenilmiş insomni(uykusuzluk)başta olmak üzere, birçok uykusuzluk olgusunda, aslında sadece çok basit bazı önlemlerle ve hastaların geliştirmiş oldukları bazı alışkanlıkları düzeltmek suretiyle çok yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Çoğu hasta, uzun süredir çare bulamadıkları uykusuzluklarının ilaç kullanmadan, sadece bu basit kurallarla ortadan kalkabileceğine inanmamakta ve direnç göstermektedir.Uyku hijyeni olarak da tanımladığımız bu kuralların en önemlileri:

  • Uyku gelmeden yatağa girilmemeli,
  • Yatağa girer girmez ışıklar hemen söndürülmeli,
  • Yatak sadece uyku amaçlı kullanılmalı; kitap okuma, TV seyretme, işle ilgili aktiviteleri yatağa getirme gibi alışkanlıklardan uzak durulmalı,
  • 20 dakika içinde uykuya dalınamazsa kalkıp başka bir odaya geçmeli, rahatlatıcı işlerle uğraşıp –istenirse burada TV izlenebilir, kitap okunabilir vs.- uykunun gelmesi beklenmeli; uyku gelince hiç oyalanmadan yatağa hatta müsaitse bulunulan yere yatılmalı; bu anlatılan yöntem uykuya dalana kadar tekrar edilmeli,
  • En önemlisi, ne kadar az uyunmuş olursa olsun her sabah mutlaka aynı saatte kalkılmalı. Özellikle ilk günlerde uygulamakta çok güçlük çekilen ancak en önemli olanı sabahleyin aynı saatde kalkmadır.. Yatma ve uykuya dalma saatinden çok, kalkma saati önemlidir. Bütün gece hiç uyumamış veya çok kısa bir süre uyuyabilmiş ve kendini yorgun hisseden kişinin sabah yatakta (uyuyamasa bile) uzun süre kalmak istemesi anlaşılır bir şeydir; ancak gündüz yatakta fazladan geçirilen her dakika, gece uykusundan çalmaktadır.
  • Çok yorgun olunsa ve uyku bastırsa bile gün içinde kesinlikle uyumamalı, şekerleme bile yapmamalı; böylece uykunun geceye yoğunlaştırılması sağlanmalıdır.
  • Yatağın rahat, odanın mümkün olduğunca geniş, havadar, gürültüsüz ve kişi için uygun sıcaklıkta olması önemlidir.
  • Akşam yemeği ağır ve yatma saatine yakın olmamalıdır.
  • Gün boyunca aşırı miktarda kahve, çay, kola, sigara gibi uyarıcı madde tüketiminden kaçınılmalı, en ideali özellikle akşam saatlerine yakın zamanlarda bunların tüketimi tamamen kesilmelidir.
  • Akşam saatlerinden önce yapılmak şartıyla gün içi egzersizler faydalıdır.
  • Yatmadan önce ılık bir içecek-tercihen süt-yararlı olabilir.

UYKUSUZLUKTA UYKU HİJYENİNE YÖNELİK TEDAVİ

Hastaların bir bölümü, sadece uyku hijyeninin (alışkanlıklarının) düzenlenmesinden önemli ölçüde yararlanırlar. Nedeni ne olursa olsun, tüm insomni hastaları uyku hijyeni konusunda bilgilendirilmelidir. Uyku hijyenine yönelik başlıca önlemler şöyle sıralanabilir:

  1. Sabahları uyanınca yatakta fazla oyalanmadan hemen kalkmalıdır.
  2. Sabahları aynı saatte kalkmaya özen gösterilmelidir.
  3. Uykuya yakın saatlerde olmamak kaydıyla düzenli egzersizler faydalıdır.
  4. Yatak odasının ses ve ışık izolasyonuyla ısısı uygun olmalıdır.
  5. Uyku öncesi ağır yiyecekler yemek ya da tam tersi aç olmak uykuyu olumsuz etkiler.Yatmadan önce ılık bir bardak süt içmek yararlı olabilir.
  6. Yatmaya yakın saatlerde sigaradan ve kafeinli, alkollü, kolalı içeceklerden uzak durulmalıdır.
  7. Yatakta gazete-kitap okuma, TV seyretme gibi aktivitelerde bulunulmamalı, yatak sadece uyku için kullanılmalıdır.
  8. Eğer uyunamıyorsa yatakta 20 dakikadan fazla kalmamalı, kalkıp uyku gelene kadar başka bir işle oyalanılmalıdır.

UYKUSUZLUKTA İLAÇ TEDAVİSİ

Uykusuzluk yakınması psikiyatrik kökenliyse, nedene göre tedavi yapılmalıdır. Uyku ilaçları(hipnotikler), daha çok geçici veya kısa süreli insomnilerde, bir haftayı geçmeyecek süreyle kullanılabilirler.  ronik imsomnide hipnotik  ilaç genelde kullanılmaz. Zorunlu kalınırsa, hastanın girdiği kısır döngüyü ve buna bağlı gerginliği kırabilmek için, mümkün olan en kısa süreyle ve 4–6 haftayı kesinlikle aşmamak kaydıyla hekim kontrolünde verilebilirler. Hastaların tavsiyeyle ve rasgele kullandıkları bu tip ilaçlara zamanla tolerans gelişir (aynı etki için gereken dozun zamanla artması), kesildiklerinde ise uykusuzluk daha şiddetli biçimde geri döner.

UYKUSUZLUKTA CERRAHİ TEDAVİ

Horlama – Nefessiz kalma durumlarında dokuların sabitleştirilmesi ve hava yolunun daha genişletilmesini sağlayan horlama ameliyatlarından başarılı sonuçlar elde edilmektedir.

ÇOCUKLARDA UYKU BOZUKLUKLARI(PARASOMNİLER)

Yenidoğan bebekler yaşamın ilk 1 ayında 16-18 saat uyurlar. 1-3 ay arasında bebeklerde infantil kolik denilen gaz sancıları sık olduğundan genelde gece az uyurlar ve sık uyanırlar, gündüz çok uyurlar.3-6 ay arası bebekler genelde gündüz az uyurlar, gece iyi uyurlar. 6-9 ay arası 12 saatlik uykunun yasını güzdüz uyurlar, yarısını gece uyurlar. Bu dönemde diş çıkma sürecide başladığından uykusuz gecelerde sıktır.6-9 ay arasında uykusuz gecelere idrar yolu enfeksiyonu, çölyak hastalığı, inek sütü alerjisi gibi hastalıklarda neden olabilir Düzenli bir şekilde uyumaya başlama oranı 9. aydan sonra %90’a çıkar.

1-2 yaş arası ayrılık ansiyetesi sık olduğundan çocuk uykuya dalmada güçlük çeker.

2-3 yaş arası ise gece uykudan uyanma, anne-babayı çağırma, anne-babanın yanına gidip uyuma sıktır. Bırakın yanınıza gelip,sizinle uyusunlar, sizinle uyusunlarki büyüyünce sizi gönülden sevsinler.

 UYKU BOZUKLUĞUNUN TANIMI

Eğer bebek ya da çocuk en az 3 aydır; geceleri  5 ya da daha fazla kez uyanıyorsa, uyandığında en az 30 dakika uyanık kalıyor ya da ebeveyninin yatağına gidiyorsa  bu duruma uyku bozukluğu denir.

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLEN UYKU BOZUKLUKLARI

-Huzursuz bacak sendromu: Bacaklarda karıncalanma, uyuşma ve çekilme hissi vardır. Hasta yattığında bu histen kurtulmak için sürekli bacaklarını hareket ettirmek zorunda kaldığından uykuya dalamaz. 10-30 saniye aralıkla tekrar. Hastalık diğer bacak ağrılarından, büyüme ağrılarından  istirahatte başlayıp, hareketle geçmesi ile  ayırt edilebilir.

-Uykuda periyodik hareket bozukluğu: Bacaklarda ve kollarda uyku sırasında periyodik olarak tekrar eden aynı tipte hareketler görülür. Genellikle ayak başparmağının gövdeye doğru kıvrılması biçiminde olan hareket görülür. 5-90 saniyelik aralıklarla tekrarlar. Bilinçli bir uyanma olmaz, ancak uyku sık sık bölünür ve derinleşemez. Huzursuz bacak sendromu ve uykuda periyodik hareket bozukluğuna demir eksikliği anemisi ve vitamin eksiklikleri neden olabilir.

-Uykuda diş gıcırdatma: Belirgin diş hasarına sebep olabilir. Hastaların çenelerinde sabahları  ciddi ağrı hissi görülür.

Uykuyla ilişkili kafa sallanması(Jactatio Capitis): Bu bozukluk uykuda ya da uykudan önce ritmik kafa sallanması ile birlikte tüm bedenin sallanması şeklinde görülür. Normal çocuklarda görülebileceği gibi, zeka geriliği olan çocuklarda daha sık görülür. İnfant ve çocukda REM ve NREM’de başvurma davranışı görülür. Çocuk uykudan uyanır kafasını yastığa ya da yatağa sert bir şekilde vurur. Uykudan önce verilen klonazepam etkilidir.

Gözü açık uyuma: Bu durum REM uykusu(hafif uyku) bozukluğudur. 1-1.5 saat süren gözleri yarı açık uyuma ve sık göz kapak kırması görülür. Normal bir durumdur ve tedaviye gerek yoktur.

REM uykusu davranış bozukluğu: Gecenin geç saatlerinde, REM uykusu sırasında ortaya çıkan şiddet hareketleridir. Genellikle erkekler çocuklarda görülür.Çocuk ebeveynine zarar verebilir.

-Gece terörü: 11-12 yaş arasında sıktır. Erkek çocuklarda yaygındır ve genetik nedenlidir. Gece terörü, NREM uykusunun 4. döneminde (rüya görülmeyen, derin uyku) görülür. Gecenin ilk 1/3 bölümünde görülür. Çocukların yaklaşık yüzde 1 ile 6’sında bu bozukluk görülür. Tipik olarak gecede bir kez olur. Çocuk uykuya daldıktan yaklaşık 1, 5-2 saat sonra çığlıklar atmaya, soğuk terlemeye başlar, bunu halüsinasyonlar izler. Ailesini bu sürede tanımaz. Bir kaç dakika sonra nöbet kendiliğinden durur, çocuk uyanır, olanların farkında değildir. Olay dış uyaranlardan ve gündüz yaşanılan olaylardan bağımsızdır. Ergenlik döneminde sona erer. Özellikle frontal lob epilepsisinden ayırmak gerekir. Frontal lob epilepsisinde motor hareketler ön plandadır ve hasta birden uyanmaz. Ayırıcı tanıda gerektiğinde gece boyu yapılan uyku-video kayıtlarından yararlanılır. Klonazepam etkilidir.

-Uyurgezerlik: 5-7 yaş arasında sıktır. NREM(Derin uykunun) uykusunun 4. döneminde olur. Çocukların %15’inde uyurgezerlik görülür. Çocuk uykuda dolaşırken genellikle oda içindeki eşyalara çarpmaz, uyandırıldığında kısa bir konfüzyon(tanıyamama) dönemi olur. İletişim kurma çabalarına karşı tepkisizdir ve büyük bir zorlukla uyandırılabilir. Atak uykuya daldıktan 1,5- 2 saat sonra ortaya çıkar ve 5-20 dakika kadar sürebilir. Özellikle kompleks parsiyel epilepsi ile karışabilir. Uyku bozukluklarının hepsinde, uykunun 4. dönemini kısaltan ilaçlar kullanılabilir. İmipramin ve klonazepam etkilidir. Ömür boyu devam edebilir. Stres, aşırı yorgunluk ya da uykusuzluk, atakları arttırır.

-Kabus bozukluğu: En sık 3 ile 6 yaş arasında görülür. Geceleri arasıra görülme oranı %30-90’dır. Çocukluk çağında kadın/erkek oranı eşittir, ancak erişkin dönemde kadınlarda daha sık görülür. Klinik olarak; çocuklar uykudan uyandıklarında korku/ dehşet içeren canlı rüyaları, çok endişeli olmalarına rağmen detaylı biçimde anlatırlar. Rüyalar diğer uyku evrelerinde de ortaya çıkabilmesine rağmen, kâbuslar tipik olarak REM döneminde özellikle uykunun ikinci döneminde ortaya çıkarlar. Fazik kas seyirmeleri artmış olabilir. Kötü rüyalara benzer rüya içeriği olabilir, ancak uykudan uyanmaya neden olmaz. Kötü rüyalar, kâbuslardan 3-4 kat daha fazladır. Psikiyatrik bozukluklar bu hastalarda daha sıktır. Travma sonrası stres bozukluğu ve anksiyete bozukluğu olanlarda sıktır. Çocukluk ve ergen döneminde cinsel istismar ve madde kötüye kullanımı mutlaka sorgulanmalıdır. Klonazepam tedavide etkilidir.

Narkolepsi/Katapleksi: Narkolepsi, ani gündüz uyku atakları ile karakterizedir, kataplekside ise kas tonusunun ani kaybı söz konusudur. Her ikiside NREM bozukluğudur ve 10 yaşdan sonra görülür. Kataplekside gülme ve şakalar uyarıcıdır. Aniden tonusunu kaybeden çocukta düşmeler de olabilir. Düşme anında çocuk uyanır ve olayların sonrasını hatırlar. Ayırıcı tanıda epilepsi, özellikle atonik nöbetler düşünülür. Epilepside bilinç tümü ile kapalıdır, ağır yüz yaralanmaları görülebilir. Narkolepsi/katapleksi antiepileptiklerden fayda görmez, uyanık ve uyku EEG’leri normaldir. Ayırıcı tanıda polisomnografilerden yararlanılır. Tedavide modafinil asetamid etkilidir.  Tedavide amfetaminler, metilfenidat, trisiklik antidepresanlar kullanılabilir.

-Patlayan kafa sendromu: Hem uyanıklıktan uykuya geçişte, hem de gece uyanma sırasında, hasta başında ani olarak ortaya çıkan yüksek bir sesten ya da patlama hissinden yakınır. Ağrı yoktur. Atak uykudan ziyade uyanıklıkta ortaya çıkar. Hasta olaydan sonra genellikle korku hissi ile birlikte aniden uyanır. Bazı hastalarda şimşek çakma hissi ya da miyoklonik sıçramalar görülebilir. İlaç tedavisi gerekmez.

-Yenileyici izole uyku paralizisi: Uykunun başlangıcında ya da uykudan uyanma sırasında gövde ve tüm ekstremiteleri hareket ettirmede zorlanma ile karakterizedir. Her atak saniyeler ile birkaç dakika sürer. Başka bir uyku bozukluğu (özellikle narkolepsi), medikal hastalık ya da nörolojik hastalık, ruhsal bozukluk, ilaç kullanımı ya da madde kullanımının bulunmamasıyla bu bozukluğun tanısı konulur. Semptomlar çocukluk çağında ya da adolesan döneminde başlar.Tedaviye gerek yoktur.

-Uyku ile ilişkili dissosiyatif bozukluk: Başlangıç yaşı çocukluk dönemi ile erken erişkinlik dönemdir. REM ve NREM uykusundan uyanırken görülür. Çoğu hastada gündüz de ortaya çıkabilir. Şimdiki/geçmiş öyküde fiziksel/cinsel açıdan kötüye kullanım vardır. Kâbus bozukluğu ile bir ilişki vardır. Bu dönemde çığlık atma, korkma ya da cinsel davranışlar gösterebilirler. Ertesi gün bu davranışı hatırlamazlar. Diğer parasomniler ayırıcı tanıda düşünülmelidir. Tedavide bilişsel davranışçı tedavi uygulanması önerilmektedir.

-Uyku ile İlişkili İnleme (Catathrenia): Uyku sırasında ortaya çıkan, düzenli olarak inleme ya da ilişkili monoton ses çıkarma öyküsü vardır. REM ve NREM’de görülür. Başlangıç yaşı çocukluk çağı ve erişkin dönemidir. Etiyolojisi bilinmemektedir. İnleme sesi yalnız ekspiryum döneminde ortaya çıkar ve yaklaşık 2 ile 20 saniye arasında sürer. Her gece ortalama birkaç kez inleme ortaya çıkar. Kuvvetle burnundan hava çıkararak sonlanır ve buna kalp hızında azalma eşlik eder. Özgün bir tedavisi yoktur.

Obstrüktif uyku apne sendromu: Burun ya da ağız solunumunun 10-30 saniye durmasıdır. Ancak diyafram hareketleri devam eder ve hasta nefes alıyormuş gibi görünür. Bu durum teşhisin konmasını zorlaştırır. Geceleyin çok sayıda tekrarlayabilir. Açıklanamayan ölümlerin sebebi olabilir. Solunum durmasıyla ilgili olarak oluşan kardiyovasküler değişiklikler, hipertansiyona sebep olabilir.

Kleine-Levin sendromu: Ateşli bir hastalığın veya stresli bir dönemin ardından gelir. İlk atak genellikle 10-20 yaşlarında ortaya çıkar. Hastalığın genellikle 10-20 gün süren atak dönemlerinde kişi günde 18 saate kadar uyuyabilir, aşırı bir iştahla yemek yer ve cinsel istekleri artar. Erken başlayan durumlarda 40 yaşından önce kendiliğinden düzelir.

-Nörolojik nedenli uykusuzluklar: Beyin sapının ve beyin çekirdeklerinin dejenerasyonuyla ilgili hastalıklarda, bunama (demans) ve parkinson sendromlarında(infantil parkinsonizm, Segawa hastalığı) ciddi uykusuzluk sorunları görülür. Bu türdeki en önemli hastalık ‘Fatal famiyal insomnia’dır. Hastalık uykuya dalma güçlüğüyle başlar. Hasta birkaç ay veya sene içinde hiç uyuyamaz hale gelir. Ateş, solunum bozuklukları, terleme, çarpıntı ve hipertansiyon gibi belirtiler görülür. Zamanla hastanın yürümesi ve konuşması bozulur. Hasta birkaç yıl içinde ölür.

Psikiyatrik nedenlere bağlı uykusuzluk: Depresyon, anksiyete, panik bozukluk gibi hastalıklar ve alkol, sigara, metilfenidat, amfetamin, benzodiazepin, barbitürat, antidepresan, adrenerjik ilaçlar, kilo vermek için kullanılan ilaçlar, kanser ilaçları, tiroid ilaçları gibi ilaç ve madde kullanımında da görülür. Bu durumlarda hastanın uykuya dalma süresi uzar ve derin uykuya dalamaz, yüzeysel uyku uyur. Bu nedenle makul bir süre uyusa bile yataktan yorgun kalkar.

Uykuyla ilişkili epileptik nöbetler: Uyku ve epilepsi arasındaki ilişki karmaşıktır. Özelikle apne, epileptik nöbetleri arttırabilir. Bazen nöbetler(Rölandik epilepsi, oksipital lob epilepsisi, Janz sendromu) sadece uykuda görülebilir.

Uykuyla ilişkili hastalıklar: Migren ve küme baş ağrısı olan çocuklar uyumakta güçlük çekerler. Yine kronik hastalıktan dolayı kortizon kullanan çocuklarda uykuya dalmakta ve uykuyu sürdürmekte zorluk yaşarlar. Astımı olan çocuklarda 20-30 dakika süren yüzde terleme ve kızarmanın eşlik ettiği öksürük nöbetleri görülür. Gastroözefagial reflüsü olan çocuklar midede yanma, göğüste yaygın bir ağrı, baskı hissi ya da ağızda ekşi bir tat ile uykudan uyanırlar. Ara ara öksürme, boğulma ve belli belirsiz solunum sıkıntısı oluşabilir. Paroksismal noktürnal hemoglobinürisi olan çocuklar sabah saatlerine doğru karın ağrısı ile uyanırlar ve kahverengi-kırmızı idrar yaparlar. Çocuklarda gece altını ıslatma 3-5 yaş arasındaki çocukların %30’unda; 5-12 yaş arası çocukların %10’unda görülür. Bu durumun en sık nedeni hipotalamustaki işeme merkezinin yaşa bağlı işlevsel yetersizliğinden kaynaklanır. Bu merkez olgunlaşır ve bu oran ergenlik döneminden sonra %1’e iner. Gece altını ıslatma aile içi stres, çatışma, idrar yolu enfeksiyonu, şeker hastalığı, küçük kapasiteli mesane, kabızlık, büyük geniz eti ve böbrek hastalıklarında da görülür.

 

UZM. DR. ALİ AYDIN

Hakkında Cem Dikenel

Farklı Yazılar

MİGRENİ TETİKLEYEN NEDENLER “UZM. DR. ALİ AYDIN”

MİGRENİ TETİKLEYEN NEDENLER ” UZM. DR. ALİ AYDIN” Migren 10 yaş altı erkek çocuklarda, 10 …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Youtube Abone Ücretsiz  İzlenme Beğeni Hit Arttırma